Yaparak Yaşayarak Öğrenmenin Önemi

Çocuğun ana karnından itibaren geçirdiği yaşantıların, yani çevre ile etkileşiminin çocuğa kattığı her şeyin, gelişimin temel taşları olduğu artık laboratuar çalışmalarıyla da kanıtlanmış bir gerçektir. Yani çocuk ne kadar çok şeyi eller, ne kadar çok bedenini, beş duyusunu, zihinsel ve duygusal alt yapısını kullanma fırsatı bulursa, etkileşimi o derece zengin, yaşantıların katkısı da o denli güçlü olur. Bir başka deyişle çocuğun fiziksel anlamda aktif olabilmesi; denemek, keşfetmek istediği her şeyi, güvenlik duygusu ve sınırları içinde yapabilmesi, çocuk için yemek içmek kadar önemli bir ihtiyaçtır. Aşırı korumacılık yüzünden ya da ayak altında dolaşıp sorun yaratmasın diye hareketlerini engellediğimiz çocuklarımızın sayısı tahminlerin çok üstündedir. Bizim kültürümüzde annenin en sık kullandığı sözcük “yapma” çocuğun buna verdiği tepki de “bağırıp-ağlama”dır.

Çocuğun çok küçük yaşlardan itibaren her gün açık havaya çıkarılması, farklı mekanlar görmesi, yeni insanlar ve nesnelerle karşılaşması gerekir. Karşılaştığı nesnelere dokunması, onları koklaması, tatması, sallaması, evirip çevirmesi gerekir. Onlarla ancak böyle etkileşebilir. Beyin hücreleri ile kasları ve duyuları ancak böyle gelişebilir. Çocuğun çevresinde fiziksel temasta bulunduğu her şey onun için oyuncaktır. Oyuncak olarak üretilmiş nesneler çocuğun gerçek oyuncak dünyasının ancak küçük bir parçasıdır. Bu dünya ile etkileşmesine izin vermek, hatta onu farklı ortamlara götürüp, etkileşebileceği hangi yollar varsa onları kullanmasına fırsat tanımak gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir